Kısa Hikâye: Sessizlik Öncesi

(Üçleme’nin bir önceki bölümü olan “Bölüm II: Sessizlik Sonrası”nı okumak için buraya tıklayabilirsiniz).

Ceyhun “profesör başardık katalizör işe yaradı beyin zarındaki kanserli dokuyu yok ettik!” diye bağırdı.

Profesör heyecanla mikroskopun başına geldi gözlüğünü sağ eline aldı ve mercekten lam ve lamel arasındaki beyin dokusuna bakmaya başladı.

Profesör “Haklısın Ceyhun bu sefer başardık, artık tıp tarihinde yeni bir çağ açtık” diyerek mikroskoptan doğruldu ve sarılmak için Ceyhun’a doğru döndü.

Ama?!?

Ceyhun orada yoktu…

Aynı anda:

Ceyhun laboratuvarın yangın merdivenlerinden telaşla aşağıya doğru koşarken bir yandan “lanet olsun bu gerçek, şu an oluyor lanet olsun… Hemen Atilla ve Barış’ı bulmalıyım” diye söyleniyordu.

Son birkaç basamaktan aşağıya atladı ve her zaman laboratuvarın arka sokağına park ettiği 65 Dodge kamyonetine doğru koşmaya başladı. İçinden “umarım bugün tek seferde çalışır yaşlı kaltak” diye söylendi…

Kamyonetine atladı ve kontağı çevirdi… Bir iki öksürüğe rağmen kamyonet ilk seferde çalıştı. Ceyhun “Harikasın prenses” diyerek kamyonetine gaz verdi ve Atilla’nın evine doğru yola çıktı.

Yolda sürekli telefon ile Atilla’ya ulaşmaya çalışıyor ancak çalan telefon sürekli tele-sekretere düşüyordu.

İlk olarak yolunun üzerindeki Küçük Çekmece Atom Araştırma merkezinde çalışan Barış’ın yanına uğradı.

Giriş kapısındaki güvenlik görevlisi önce Ceyhun’un aracına baktı ve ağzını yayarak “Buraya giriş yasak kardeşim” diye seslendi.

Ceyhun hiç aldırış etmeden aracını kapının önüne bıraktı ve aşağı inerek güvenliğe “Prof.Barış’a hemen haber verin adım Prof. Ceyhun ona 989 deyin” dedi.

989 Pi sayısın 998, 999 ve 1.000 nci basamakları idi ve bu üçlü arasındaki özel bir acil durum koduydu.

Atilla, Ceyhun ve Barış aynı üniversitede Fizik okumuş zorlu bir mezuniyet sürecinden sonra üçü de yurt dışında doktoralarını tamamlamışlardı.

Bir tek Ceyhun fizik ile birlikte biyoloji de okumuş bu nedenle Amerika macerası biraz farklı gelişmişti.

Yaklaşık 4 yıl Amerika da MIT de çalışmıştı. Ancak Türkiye’deki üniversitesinde yapmış olduğu deneyler sonucu olumsuz referans nedeni ile MIT ye bilim adamı kimliği ile değil yine MIT de doktora yapan Atilla ve Barış’ın  yardımları ile temizlikçi kadrosunda kabul edilmişti.

Ve Amerika macerası da yine enteresan bir şekilde sonuçlanmıştı. Bu üçlünün çalışmalarını kendisine tehdit olarak gören Alman bir araştırma görevlisi Ceyhun’u ihbar etmiş ve Amerika Göçmen Bürosu’nun gerçekleştirdiği baskında Ceyhun manyetik fizyon cihazının başında kod yazarken tespit edilince sınır dışı edilmişti.

Ceyhun’un gönderilişinden yaklaşık 1 yıl sonrada Atilla ve Barış Türkiye’ye dönüş gerçekleştirerek çalışmalarına tekrar kaldıkları yerden devam etmişlerdi.

Olası paralel evrenlerin birbirleri üzerine etkileri ve geçiş kapıları üzerine gerçekleştirdikleri çalışmalarda madde ve enerjinin form değiştirerek boyut atlaması ve bu kardeş boyutların mevcut evrenlerdeki ayak izlerini sürüyorlardı.

Nihayet Ceyhun aradığı kanıtı bulduğunu düşünüyordu.

Barış koşarak kapıdan çıktı ve direkt olarak arabaya atladı üzerindeki önlüğü bile çıkarmamıştı. Tıpkı Ceyhun gibi.

Ceyhun da araca bindi ve çalıştırarak yola koyuldular.

Yol boyunca nerede ise hiç konuşmadılar Barış elindeki bilgisayarında sürekli olarak bir formülü simüle ediyordu.

Ceyhun’a dönerek “şansımız yaklaşık olarak 146 milyonda 1 sanırım denemek için en yüksek ihtimalimiz bu” dedi.

Ceyhun “Şimdiye kadarki en yüksek ihtimal oranı bu zaten başka bir şansımızın kaldığını da zannetmiyorum. Bir an önce Atillayı bulup cihazı çalıştırmalıyız.”

Atilla doktora çalışması sırasında keşfettiği ve patentini aldığı foton pilleri sayesinde ciddi bir servete ulaşmış ve ekibin finansörlüğünü üstlenmişti.

Barış cep telefonunda Atilla ya bir mesaj gönderdi “989” ve 10 dk yazdı.

Ceyhun ve Barış  Atilla’nın Silivri’deki çiftliğine ulaşmıştı her zamanki gibi çiftliğin güney kapısından yer altındaki laboratuvara direkt olarak geçiş sağladıklarında Atilla çoktan büküm cihazını aktif hale getirmişti.

Atilla Ceyhun’a dönerek “demek başardın” dedi.

Ceyhun “Evet başardım ancak bu çok ürkütücüydü alt evrene müdahale ederek senin oradaki benliğini yok ettim sanırım!”

Atilla gülerek “zaten çok bile yaşadım” dedi.

Barış “Şimdi 1 no’lu evren 2 no’lu evren tarafından yok edildi aynı şekilde biz de 2 no’lu evreni yok ettik. Bu da şunun göstergesi artık bizim yok oluş zamanımız geldi 4 no’lu evren bizi yok edecek”

Ceyhun “tabi biz bunu engellemezsek eğer 1 no’lu evrene müdahale ederek oradaki Barış’a üst evrenin varlığını kanıtlarsak bu yok oluş bir döngüye girerek paradoksal bir sonsuzluğa uzanır.”

Atilla “En azından teorimiz bu ve tek şansımız” dedi ve ekledi “Hangi varlığın gerçekliğin referansı olduğunu anlayabilsek sanırım her şey çok daha basit olacaktı.”

Barış “Bunun önemi yok, gerçeklik bizim tarafımızdan oluşturuluyor şu an ben ne kadar gerçeksem paralel evrenlerde de o kadar gerçeğim tek yapmamız gereken varlığımızın farkında olmak bu yüzden derhal şu işi bitirmemiz gerektiğini düşünüyorum.” dedi.

Atilla “her şey hazır birazdan bütün dünyayı elektriksiz bırakacağız ancak hesaplamalar doğruysa 1. evren zamanına göre saat 07:00 civarı Kandilli Rasathanesinde olacağız.”

Barış “7 geç değil mi? ya bir aksilik çıkarsa”

Ceyhun “Bırak saati Kandilli’yi Dünya’yı bile tutturma ihtimalimiz mitoz bölünme ihtimalimizden düşük Barış sadece yaşayıp göreceğiz” dedi.

Üçü de cihazın içine girdi ve kapıyı kapatarak otomatik süreci başlattılar.

Hesaplamaları doğru ise 1 no’lu evrene gidecekler o evrende ki Barış’a görünmeden onun algısını açacak bir kanıt bırakacaklar ve mevcut evrenlerinin zamanı ile 1 saniye içinde cihazın içine geri döneceklerdi.

Cihaz çalıştı müthiş bir ses ve ışık ekibin etrafını kapladı derilerinin üzeri titreyen bir jöle gibi sarsılıyor her bir atomları form değiştirmemek için direniyordu.

Birden  etraf karardı ardından üçü birlikte bir suyun içinde düşerek kendilerine geldiler.

Ceyhun” öldük mü?” diye sordu.

Barış “zannetmiyorum yoksa bu kadar acı hissedemezdim sanırım” diye ekledi.

Atilla “Başarmış görünüyoruz sanırım burası Dünya” dedi.

Barış “evet sanırım ama kandillide olduğumuzu pek zannetmiyorum.”

Ceyhun “ama en azından Türkiye’deyiz bak suyun içinde bira şişesi mevcut”

Barış “hadi acele edelim zaman doğruysa birazdan evden çıkacağım. Burası Büyük çekmece gölü hemen bir araç bulmalıyız.” dedi.

Atilla ilerideki binek aracı göstererek “sanırım bu işimizi görür gölün ortasında balık tutan adamların olmalı”.
Ceyhun araca yanaşarak sürücü camına koca bir taş fırlattı ve aracın kapılarını açtı hemen düz kontak yaparak aracı çalıştırdı ve yola çıktılar.

Bu ara gölün ortasındaki balıkçıların bağırmaları cılız bir şekilde kulaklarına geliyordu.

Barış “araba hırsızı profesörler” diyerek bir kahkaha patlattı.

Aracın içinde  kısa süreli bir gülüşme sonrası herkes durumun ciddiyetini hatırlayarak plana konsantre oldular.

Atilla “sanırım bunu başarabiliriz ilerideki otoban bağlantısına ulaştığımızda hiçbir sorun kalmayacaktır.” dedi.

Birkaç dakika içinde otobana çıkmışlardı, Ceyhun emniyet şeridinden son sürat ilerliyor ve Barış’tan önce rasathane ulaşmaya çalışıyordu.

Bir anda trafik tamamen durdu emniyet şeridi dahil. Ve arka koltukta oturan Barış kafasını sola çevirdiğinde birden kendisini yandaki arabanın içinde teyp ile uğraşırken gördü ve Ceyhun’a seslendi “Gaza bas çabuk yan taraftayım bizi görmesin önüne geç!”

Ceyhun ani bir hareket ile emniyet şeridinden aracın önüne geçti.

Arkada kalan araçtan acı bir korna sesi duyuldu. Ceyhun gülerek “Barış bak kendine çok sağlam küfür ediyorsun şuan” dedi.

Atilla “olum Barış hem kendin adamın önüne kırdırıyorsun direksiyonu hemde küfür ediyorsun” diyerek kahkahayı bastı.

Barış “yav hadi arkadaşlar biz burada evrenleri kurtarmaya çalışıyoruz siz neyin peşindesiniz. Hep bu tavrınız yüzünden tüm okullardan atılmadık mı?” diye ekledi.

Ceyhun “atıldıkta ne oldu yine evreni biz kurtarıyoruz” dedi.

Yaklaşık 30 dk sonra rasathaneye ulaşmışlardı. Aracı birkaç sokak ötede bırakarak yürümeye başladılar.

Rasathanenin arka tarafından duvarı tırmanarak bahçesine giriş yaptılar ve yangın merdiveninden ofislerin olduğu kata ulaştılar.

Ceyhun kilidi cebindeki takim seti ile zorlanmadan açtı ve içeri girdiler.

Barış “İşte masa orada” dedi ve üçü birden masaya doğru ilerlediler.

Atilla masanın altına eğilerek eski model markoni telsizi çıkarttı, hemen bataryasını söktü ve cebindeki kendi icadı olan foton pillerini bataryanın içine yerleştirerek cihaza bataryayı geri taktı.

Ceyhun ve Barış’a dönerek “tamamdır, bu eski cihaz bu evrendeki boyutlar arası frekansı alabilen tek aygıt artık umarım işe yarar” dedi.

ve bir anda etraf kararmaya başladı geri dönüş protokolü başlamıştı.

Her üçü de gözlerini açtıklarında tekrar cihazın içinde olduklarını anladılar.

Barış “bir daha evreni kurtarmadan önce acı duygusunu yok eden bir icat yapmalıyız” dedi.

Ceyhun ” başardık mı?” diye sordu.

Atilla ” Sanırım başardık. Halen hayattayız.”

Barış zorla ayağa kalkarak cihazın kapısın açtı evet laboratuvardaydılar.

Atilla: “şimdi ne yapacağız”

Ceyhun: “Sanırım yemek yemeliyiz”

Barış: “Evet hadi Taksim’e gidelim uzun süredir ıslak hamburger yemiştim evrenleri kurtarışımızı kutlayalım”

Üç kafadar üzerlerine düşeni yapmanın huzuru içinde 65 model kamyonetlerine binerek yola çıktılar. Barış “yolda biraz müzik fena olmaz, ilk parça bize gelsin gençler” diyerek radyoya uzandı düğmeyi çevirdi, ancak radyoda ne bir ses ne de en küçük bir parazit vardı. Sadece sessizlik…

SON…

(Üçleme’nin ilk bölümü olan “Bölüm I: Sessizlik”i okumak için buraya tıklayın).

Barış Üçler

Barış Üçler

Atomalti paracıkların vektorel vortekslerini spiral ivmelendirmek isteyen biriyim o kadar....

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: